ANLAMLI ŞİİRLER





Iki satıra sığdırılmış bir ömür gibi..

Sevgiler vardır kanat kanat,
Gönüller vardır sevgiye hasret.
Gönülden seven verirse sevgisini
Bunda neden aramak boşa gayret.

Sevgi bir umman...
İçinde türlü türlü akide, türlü türlü insan...
Kimi ana-baba, kimi kardaş
Kimi evlat, kimi arkadaş..
Arkadaşın kimi yoldaş,
Kimi dertdaş.

İlahiye aşk, vatana sevda...
Daha neler sığdırabilirsin daha...
Kimine sevda dersin
Kimine aşk...

Adı ne olursa olsun;
İster sevgi,
İster sevi,
İster sevda, kara sevda
İster aşk...

Gönülden gelsin,
Değerini bilene hak edene gitsin...
Arkadaş, eş, dost gönülden sevilsin...
Gönüle dolsun
Gönül doldursun yeter...





Çıkaramıyorum aklımdan seni.
Çapkın biri olmak isterdim şimdi,
Sadece taştan kalbine inat,
Bırakabilmek için yalnızlığa seni.

Yılları sayarken yaşlanır bedenim,
Okumak ister yüreğinden geçenleri gözlerim.
Yalnız duygusuzluğuna inat,
Ben senin neyini sevdim?

Hemen yanıbaşımdaydı gururum,
Korunmayı istermi gönlüm?
Sana harcadığım zamana inat,
Seni sevmiştim, pişman değilim.




akıllara ziyan geliyor,
tıka basa tımarhaneler
Mazhar Osman’ı arıyor
ziftlenmiş zavallı zihinler.

Aşk a kilitli bütün kalpler
sevda virüsü saldırıda
salgın kenti aşmış
dünyaya yayılmakta...

Sevdalıları imha ediyor askerler
salgın bulaşıcı
aşıkların sayıları arttıkça
yok olacak evren,
satılık aşklar sahibinden devren
ama alan yok.

´´ nasıl aşık olunmaz´´
dersleri veriliyor
kenar, köşe, her bir adım kalpte.

Her şey şer, her şey saçma
anlamsız, mantıksız.
her ne oluyorsa
vallahi senin yokluğundan oluyor.

Yokluğun var ya...
dermanı dermansız yapan yokluğun,
yokluğun açlık,
yokluğun soğuk,
yalınayak yetimin gözyaşı yokluğun...

Yokluğun var ya...
öksüze atılan şamar,
yetimden esirgenen sevgi,
kelime-i şahadet için saklanmış
son nefesi çalan adi hırsız yokluğun...
bakire kalpleri dul eden virüs yokluğun
dünyamı metrekareye sığdıran
mercek yokluğun...

Yetmez! daha anlatayım mı?

Yokluğun var ya...
tat alma duyumu bozan,
dünyayı gözümde kıyamet kılan

yokluğun var ya...
yaşarken ölümle metres kalmak,
ölememek sürünmek,ziyan olmak,harcanmak yokluğun.

Hiç bir zaman terk edişini
hazmedemez bu yürek
metresimle nikah kıyana dek
peşimi bırakmaz yokluğun.

Yokluğun yokluk, yokluğun açlık,
kanatsız kuş yokluğun,
sinsice katlettiğin
aşkımın çığlığı yokluğun.

Yokluğun var ya...
sırat köprüsünden geçmeye bir adım kala
uçurumdan düşmek yokluğun.

yokluğun boşluk, huzursuzluk,
bir lokma ekmeği boğazıma dizen
zehir zıkkım,
akla zeval yokluğun...

Senin yokluğun var ya...... 





İlaç diye zehir sürse hekimler
İnadına sevgi inadına aşk
İdamıma hüküm verse hakimler
İnadına sevgi inadına aşk

Sevdalar tutuşsa ciğerim yaksa
Silerim toprağa gözyaşım aksa
Yerle gök birleşse kıyamet kopsa
İnadına sevgi inadına aşk

Bulutlar devrilip bir yana ağsa
Bahtımın güneşi tersinden doğsa
Cehalet celladı yüz kere boğsa
İnadına sevgi inadına aşk

Mecnun gibi ateş yaksam çöllere
Gecelerim kurşun sıksa güllere
Türkülerim esir olsa dillere
İnadına sevgi inadına aşk

Denizler göl olsa göller kurusa
İnsan vazgeçer mi yari bulursa
Yıkılsın bu dünya yarsız olursa
İnadına sevgi inadına aşk

Aşık Borani'yim boynumu büktüm
Ben ne çektim ise sevdadan çektim
Ben kalbe sevgiyi ömürlük ektim
İnadına sevgi inadına aşk



Bazı aşklar konuşmayı kaldıramaz… Susulur ve sessizce gidilir… Çünkü söylenecek herşey söylenmiştir…Konuşacak bir şey kalmamıştır, yada aşk kalmamıştır.. Çok kısaydı yaşadıklarımız anlatılınca… Yada daha fazlasını biz yaşamaya üşendik…Aynı önsözü okunmaya üşenilmiş bir kitap gibi.. Oysaki bilemez okumayan, onun içinin nelerle dolu olduğunu… Biliyorum, bir sonraki sabaha rahat bir şekilde uyandın. Rahat, yeni bir hayata başlayacağım diye avutuyordun kendini… Oysaki içindeki o küçük kıvılcımın geride kalan ben olduğundan habersiz. Yine o bunaltıcı yaz sıcağının akşamlarından birini yaşıyorsun, balkona çıkıyorsun biraz hava almak için. Rüzgâr esiyor, esiyor… Ama sıcak havayı yüzüne vurmaktan başka bir şey yapmıyor. Yakıyorsun bir sigara, daha sonra o dumanla dalıyorsun düşünceye… Ama aklına bir türlü ben gelemiyorum, “nedir bu sıkıntı” diye düşünürken. Güneşin doğmasına yakın, elinde o tozlu fotoğraf albümünle uyuyakalıyorsun… İşte tam öyle bir anda geleceğim yanına, üstünü örteceğim üşüme diye. Sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamayacaksın, ama ben yine de gelmiş olacağım ya, olsun. Üzerine sinen bu koku hiçte yabancı gelmeyecek, o bir türlü çöz
emediğin ama huzurlu olduğun anında yanında olacağım…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum